İşyeri tabanlı mesleki eğitim sistemine ihtiyacımız var

Eğitimci, yazar, mesleki eğitim uzmanı Erol Demir, Gold News dergisine yaptığı açıklamada, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi okula dayalı model yerine işyeri tabanlı bir mesleki eğitim sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. “Meslek Lisesi, Memleket Meselesi” mottosu mesleki eğitimin ülkemiz için ne kadar kritik öneme sahip olduğunu açık bir şekilde açıklıyor. Aynı zamanda, İstanbul İl Milli Eğitim Şube Müdürlüğü’nü yürüten eğitimci- yazar, mesleki eğitim uzmanı Erol Demir, mesleki eğitim ile sorularımızı yanıtladı. Ülkemizde mesleki eğitim ve çıktılarına bakıldığında eğitimciler, öğrenciler, veliler ve sektör temsilcileri, durumdan çok memnun gözükmüyor. Buna rağmen sistem neden değişmiyor? Meslek lisesi öğrencilerinin çoğunluğunun mezuniyet sonrası üniversiteye devam etmek gibi hedef ve arzuları var. Üniversiteye girişte 150 ve 180 puan barajının kalkmış olması yanında her ilde devlet üniversitesi açılması vakıf üniversitelerinin özellikle büyükşehirlerde çoğalması neredeyse lise mezunlarının tamamına yakını kadar öğrenci kontenjanı bulunması bu talebi daha da artırmıştır. Anne-babalar çocuklarının daha iyi imkânlarda çalışarak hayatlarını kurtarmaları yani refah içinde yaşamaları için mutlaka üniversite mezunu olmaları gerektiği konusunda gençlere baskı yapmaktadır. Mezunların her birinin mesleki beceri konusunda yeterli olduğunu kabul ederek 12 yılın sonunda akademik not düzeyine bakarak herkesin üniversiteye gitmemesi gerektiğini söyleyebiliriz. Ülkemiz iş piyasasını oluşturan firmaların çoğunluğu KOBİ, yani küçük orta ölçekli şahıs işletmeleri olduğu için beyaz yakalı üniversite mezunu istihdam kapasitesinin bugünkü üniversite mezunları ve öğrencileriyle karşılaştırıldığında dengesizlik olduğunu görüyoruz. Arz talep dengesizliği seçkinciliği ve içlerinden en iyilerinin vasat imkânlarda işe alınarak çalıştırılmasına da yol açmaktadır. Üniversite mezunu işsizlik oranı normal işsizlik oranının neredeyse iki katıdır. Bu durum gençlerin ailelerine daha fazla yük olmamak için yurt dışına gitmek, ne iş olsa çalışmaya razı olmak, KPSS sınavlarına hazırlanarak kamuda işe girmeye çalışmak, yüksek lisans yaparak emsallerinden bir adım öne geçmeye çalışmaya kadar varıyor. Çoğunluğunun yaşı 25’i geçmiş; ama halen anne-babaya bağımlı, hiç bir işte çalışıp para kazanmamış ve yuva kuramamış bir nesille karşı karşıyayız. Sektör temsilcileri, meslek lisesi mezunlarının mezuniyet sonrası özellikle de staj ve işletmede meslek eğitimini yapanların devamında işe başlamalarını bekliyor. Çünkü, okulda öğretmenlerinden teorik ve okul atölyesinde temel mesleki uygulamalarla üç yıl geçirdikten sonra son sınıfta işletmeye gelip işbaşında yaparak ve yaşayarak meslek öğrenmesi bekleniyor. Peki, lise son sınıf öğrencisinin niyeti, işyerindeki üretim sürecini ve ürünleri öğreneyim ve mezun olunca da işe başlayayım şeklinde mi? O çağda gençler arkadaşlarıyla birlikte üniversite hayalleri kurmaktadır. Bu hayalin gerçekleşmesini isteyenler işyerinde bile sınava hazırlık kitaplarıyla test çözmektedir. İmkân varsa izin alıp kurslara gitmektedir. Az bir kısmı üniversiteye gitmek istemiyor. Bu küçük grup da mezun olduğu yani eğitimini aldığı meslek dalında değil, SGK güvenceli en az asgari ücretli iş bulduğu AVM mağazalarında, güvenlik elemanı, kurye vb işlerde çalışmayı öncelemektedir. Bu tercihin neden mesleğindeki bir işletmede/firmada olmadığının sektör ve firma temsilcilerince incelenmesi araştırılması gerekir. Ekonomik getirisini maaşı mı beğenmiyor, çalışma ortamı ve saatleri mi kötü, işyerinde beklediği davranışı muameleyi bulamayacağını mı düşünüyor, becerilerinin ve teknik bilgilerinin mesleğinde çalışmaya yetersiz olduğunu mu zannediyor, stajda yaşadıklarının kötü etkileri mi olmuştur hepsinin değerlendirilmesi gerekiyor. Eğitim sistemi pratik hayattaki sıkıntılara rağmen hiç değişmiyor mu? Eğitim sisteminin değişmemesi konusunda ise aslında “değişen çok şey var sonucunda değişen hiçbir şey yok” desem felsefik bir yaklaşım mı olur. Ülkemiz eğitim sistemi LGS ve YKS adlı iki sınava odaklanmış. Keşke, sadece böyle olsa okulda alınan eğitim sınavlara hazırlanmaya yeterli gelseydi. Kişisel gelişim kursları adı altında ortaokul düzeyinde dersanecilik devam ediyor. Üniversite hazırlık kursları çok yaygınlaştı. Hatta son sınıfta rapor-izinlerle okulu asıp dersanelere koşuluyor. Bir kısmı da açık öğretime geçip dersleri vasat da olsa sadece sınava girerek zamanlarının çoğunda kurslarda test ve deneme çözmektedir. Özetle çocuklar not, diploma ve sınav puanı peşinde koşmaktadır. Beceri kazanayım meslek öğreneyim işe gireyim derdinde ve niyetinde değiller. Usta-Çırak ilişkisi ile kalifiyeli eleman yetiştiren kuyumculuk ve diğer sektörlerin 12 yıllık zorunlu eğitim nedeniyle en önemli sorunu; nitelikli elemanların yetişmemesidir. Bugün, kuyumculuğun birçok kadim dalı, yeni eleman, çırak, kalfa olmadığı için yok olma ile karşı karşıya. Bu sorun nasıl çözülür? Mesleki eğitim merkezlerinde ve meslek liselerinin MESEM programlarında çıraklık-kalfalık ve ustalık programları eğitimleri devam etmektedir. 12 yıllık eğitime geçildikten sonra liseyi bitirmiş gençlerin işyerinde bir meslekte usta nezaretinde uzunca bir süre sebat ederek meslek öğrenmesi usta olması için geç kalınmış oluyor. Bu sebeple meslek öğrenmeye ve gençleri bir meslekle tanıştırmaya erken başlamak gerekmektedir. Bir kısım insanlar meslek liselerinin ortaokul kısmının tekrar açılmasını da savunuyor. Lise birinci sınıfa gelmeden bir öğrencinin kişilik ve meslek durumunun çıkarılması Allah’ın bu kişiye verdiği kabiliyetin keşfedilmesi, alternatif meslek dallarının listelenmesi buna göre kişilik yapısıyla da uyumlu olacak bir mesleğin aile-öğrenci-rehber tarafından belirlenmesi lazım. Meslek seçimi aynı zamanda lise seçimi anlamına geliyor bu sebeple öğrenci sevdiği, başarabileceği ve mutlu olacağı liseyi, bölümü okumalı ve mesleği öğrenmelidir. Bir meslek öğrenmek kolay değil hele de kuyumculuk gibi bir zanaatı öğrenmek, bir ustanın yanında uzun süre emek vermeyi gerektiriyor. Aileler ve gençler, bu zaman zarfında da para kazanmayı bekliyor. İşyeri sanat sahibi ustalar da henüz üretemeyen ve para kazandıramayan kişiye haftalık harçlığın ötesinde böyle bir ödemeyi kabul etmiyor. Meslekleri iyi tanıtabilir ve mesleki rehberlik-yönlendirmeyle her çocuğa yapabileceği mesleğin aşkı-sevgisini aşılayabilirsek belki bu sabrı gösterebilirler. Kuyumculukta yüzyıllardır Ahilik kültürüyle devam eden ‘Usta-Çırak’ eğitim modelinin sürdürülemez hale gelmesi, sektörün geleceği açısından ne tür dezavantajları oluşturabilir? Eğitim sistemleri, tüm dünyada yüzyıl öncesinde okuryazar düzeyinden üniversiteli olmaya evrilmiştir. Ülke ve millet olarak üniversite bile bitirmiş olsak özellikle kuyumculuk gibi bir meslek için yeniden çırak olarak bir ustanın yanında çalışmayı kabul edecek gençleri bulabilir miyiz? Mesleki Eğitim Merkezlerine LGS sınavlarında iyi puan alamayan, sınavla öğrenci alan okullara girememiş, sekiz yıllık not ortalamasıyla da mahalli adrese dayalı öğrenci alan liselere giremeyen öğrencileri yönlendirmek doğru değildir. Hadi sınavsız Anadolu Liselerine veya meslek liselerine girdi diyelim tüm liselerde okutulan kitaplar programlar içerikler aynı olduğu için başarısızlık, devamsızlık, disiplin sorunları, sınıf tekrarı ve okul terkine düşmüş öğrencilerin mecburen son şans olarak mesleki eğitim merkezlerine yönlendirilmesiyle bu zamana kadar çözüm üretilemedi. Biz yüzde 10-15 dilimlik bir sınavla öğrenci alan liselerimiz için neden bir milyondan fazla öğrenciyi LGS sınavına alıp onları başarısızlık etiketine mahkûm ediyoruz. 8 yıllık performansları ortada ilk % 15’e giremeyecekleri kesin; ama anne-babalar dersaneyle bu başarıyı yakalayacaklarını zannediyor. Bence sistem sekiz yıllık başarısı yüzde yetmişin altındaki öğrencileri sınava kabul etmeyip yukarıda izah ettiğim gibi katı zorunlu bir yönlendirmeyle meslek öğrenmelerini sağlamalıdır. Kuyumculuk gibi el sanatıyla zaten değerli olan bir metale katma değer üreten meslek için yeterli nitelikli meslek insanları yetiştiremezsek sektör açısından ustaların aylık ya da parça başı ücretleri çok yükselir. Şimdi olduğu gibi yurt dışından çeşitli şekillerde gelen meslek insanları çalışmaya başlar. Mesleki eğitimde hem öğrenciler, hem de ilgili sektörleri memnun edecek bir yol veya yöntem yok mu? Bu konu teorik olarak anlatması, formül üretilmesi ve sistem tasarlanması kolay; ancak uygulamada çok taraflı işbirliği koordinasyon ve çabanın birleşerek tek elden yetkinin kullanılarak katı bir yaptırım yönetim mekanizmasına dönüştürülmesi gerekiyor. Şu anda yukarıda sıraladığımız ortaklıklar hep işbirliği protokolleriyle düzenlenip imza altına alınıyor. Yaptırımı yok tamamen isteğe bağlı gönüllülükle yürütülüyor bence asıl yanlış burada. Burada eğitim tarafının İŞKUR ile İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu dışında bir buluşması yok her iki tarafın insafına yöneticilerinin gayretine kalmış. Bizdeki sistemi tamamen bozmadan bu işin bence çözümü mümkündür. Var olan MESEM programını meslek liselerinde varolan Anadolu Meslek ve Anadolu Teknik programlarıyla entegre etmek gerekiyor. Meslek liselerindeki AMP ve ATP programlarında da ilk yıl okulda atölyede temel bilgi-becerileri verip ikinci yıl tüm öğrencileri üç gün okul iki gün evine-okula yakın öğrenci-sektör temsilcisiyle buluşturup mülakatla birbirinin kabulüne dayalı eşleştirerek mezuniyetine kadar aynı işletme-firmada işbaşında yaparak yaşayarak meslek öğrenilmesidir. Lise ikinci sınıfta iki gün okul üç gün işletme ve son yıl bir gün okul dört gün işletme yoğunluğunda meslek öğretmektir. Burada SGK zaten zorunlu başlayacak, ilk iki yıl asgari ücretin yarısı, son iki yıl tamamen asgari ücret, yol-yemek-kıyafet ve mezun olunca da asgari ücretin yüzde elli üstünde işe başlatılması halinde gençlerin çoğu mesleki eğitimi tercih edecektir. Sınıfta kalmanın olmadığı, tüm kültür derslerinin seçmeli ve diğer liselere göre daha basit olduğu bir program yapılandırılmalıdır. Burada haftada birer gün ise gençlerin isteğine göre spor-sanat-kültür vd alanlarda imkân sağlayarak çift kanatlı mutlu sağlıklı bir gençlik yetiştirilebilir. Dünya ülkeleri, bu işi nasıl çözüyor, nasıl bir yöntem uyguluyor? Fırsat oldu Finlandiya, Hollanda, Almanya, Avusturya, İtalya ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinde sistemi inceleme fırsatımız oldu. Tüm bu ülkelerde işyeri tabanlı mesleki eğitim sistemi kurgulanmıştır. Bizde ise okula dayalı bir mesleki eğitim modeli oluşmuştur. Büyük fabrikaların/firmaların bünyesinde mesleki eğitim merkezleri kurulmuştur. Her firma kendi elemanını yetiştiriyor. İşyeri açma belge ve sınavlarını sektör ve esnaf örgütleri bağımsız sınav merkezleriyle yapıyorlar. Yani bizde olduğu gibi meslek lisesini bitirenlere hiçbir sınava tabi tutulmadan meslek diploması yanında işyeri açma belgesi, teknisyenlik unvanı verilmiyor. Kitabınızda “Yeter; artık eğitimde söz sektör temsilcilerinin ibaresini kullanıyorsunuz…” bu çağrıyla nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz? Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi biz devlet okulları olarak sadece mesleki eğitimin teorik temelini ve temel becerilerini verelim. Makine kullanımı mal-hizmet üretimini her firma kendi malına-makinasına göre kendisi öğretsin. Bugün proje-protokol okullar olarak belirlenmiş okullara ticaret ve sanayi odalarınca birer hami firma eşleştirmesi yapılarak mesleki eğitim sürecinde söz sahibi olunmaya öğretmen-yönetici görevlendirme de fikir beyan etmeye çalışılıyor. Birincisi birkaç bin öğrencisi üç beş farklı alanda eğitim veren meslek liselerine bir hami firma yetmez her alanda en az üç tane belirlenmelidir. İkincisi hamilik yapan firmalar her alanda her şubenin ilk üç başarılı öğrencisine okurken burs ve mezuniyetinde ise iş bulmalıdır. Tüm öğrencilerin ve öğretmenlerin işletmede gerçek iş ortamında uygulamalı eğitimini takip etmeliler. Mesleki eğitimle ilgili neden ‘Askeri Lise’ örneğini veriyorsunuz? Eğitim-öğretim, hele de mesleki eğitim disiplin gerektirir. Çünkü, orada oyun oynanmıyor gerçek iş ortamında üretimde makine başında meslek öğretiliyor. 1980’li yıllarda bizim meslek lisesinde okuduğumuz dönemde atölyede öğretmenlerimiz çok ciddi katı bir disiplinle bizi yetiştirdiler. Her sabah ve akşam asker içtiması gibi sıra olup o günün planı üzerinden neler yapılacağı anlatılır. Kapı-takımhane-temizlik nöbetçileri belirlenip herkes işine başlardı. Askeri liseye öğrenciler test, mülakat ve bedensel yeterlilik alanında sınavla seçerek alınıyor. Sonrasında disiplinle hayatboyu yapacağı işi mesleği en ince ayrıntısına kadar öğreniyor. Çünkü, başta kendilerinin, birlikteki asker arkadaşlarının canları hayatları öte yandan bir ülkenin, devletin ve milletin bekası söz konusudur. Mesleki eğitimde bu kadar ciddi bu alanda başarılı olamazsak ekonomik sömürge olmaya mahkum oluruz. Son olarak mesleki eğitimle ilgili vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Üzerime düşen sorumluluğu “Altın Bilezik, Mesleğim Hayatım, İş İnsanları Gözüyle Türkiye’de Mesleki Eğitim, Sihirli Reçete ve Balık Ekmek” olmak üzere son 5 yılda 5 kitap yazarak internette makaleler paylaşarak, internet ve ulusal RD_TV programlarına katılarak, Sosyal medya mecralarında tüm ilgili taraflarla söyleşiler yaparak, çalıştaylarda konuşmacı olarak sempozyumlarda bildiri sunarak yapmaya çalışıyorum.