1200x190
Her firma bünyesinde kalifiye bir gemolog bulundurmalı!

Türkiye’nin dünyaca tanınmış ödüllü mineraloji ve gemoloji uzmanı, ABD’de süstaşı ve koleksiyon değerindeki minerallere bilirkişi ve danışmanlık hizmeti veren Kybele Danışmanlık firma sahibi Dr. Çiğdem Lüle, Gold News’un sorularını yanıtladı.

Ülkemizde ekipmana yapılan yatırımın aynı ölçüde kalifiye insan kaynağına yapılmadığını belirten Lüle’ye göre, tasarımlarında ve ürünlerinde süstaşı kullanan firmaların kalifiye bir gemolog bulundurması, sektörün geleceği için büyük önem taşıyor.

Gemolojiyle başlayan GIA eğitmenliği ile devam eden, danışmanlık şirketiyle süren hikayenizi bize anlatabilir misiniz? 
Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden mezunum. Yer bilimleri aslında ilk tercihim değildi. Ama zamanla neyin beni gerçekten heyecanlandırdığını fark etmeye başladım. Mineraloji, jeokimya gibi dersler bana çok doğal geliyordu, büyük keyif veriyordu. Mezuniyete yakın gemoloji diye konunun bilincine vardım; ama bu konu akademik çevrelerde neredeyse hiç bilinmeyen bir alandı. Bu yüzden gemolojiyi Türkiye’de daha önce ele alınmamış bir şekilde çalışmaya karar verdim. 1996–1998 yılları arasında yüksek lisans yaparken Londra’da Gemmological Association of Great Britain’da (Gem-A) eğitim görmek için British Council bursuna başvurdum. 1998 benim için çok yoğun bir yıldı. Muğla-Küçükçamlıktepe bölgesinde uzun yıllardır bilinen diyasporların mineralojisi ve gemolojisi üzerine hazırladığım tezimi tamamladım. Aynı yıl, Gem-A’in elmas ve gemoloji diploma sınavlarını geçerek FGA ve DGA diplomalarını aldım ve Türkiye’de doktora çalışmalarına başladım. 1999’da danışmanım Dr. Sönmez Sayılı ile Ankara Üniversitesi’nde bir gemoloji laboratuvarı kurduk. Doktoram devam ederken 2001’de Londra’ya taşındım ve iki yıl boyunca Londra’nın mücevher merkezi sayılan Hatton Garden’da mücevher piyasasında çalıştım. Bu deneyim benim için çok önemliydi; çünkü gemolojiyi oluşturan temeli, yani ticaretle olan ilişkisini orada gördüm, çok şey öğrendim. Ancak, ticaret bana göre olmadığı için, 2004’te GIA’nın Londra kampüsünde gemoloji eğitmeni olarak çalışmaya başladım. Altı yıl boyunca gemoloji eğitimenliği yaptım. Doktoramı 2006 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. 2010’da ABD’ye taşındım ve 2011’de Gemworld International (GemGuide Dergisi’nin yayıncısı) ekibine katıldım. Burada süstaşı fiyatlandırması üzerine eğitim programları geliştirdim, piyasa araştırmaları yaptım ve birçok ülkede konferanslar verdim. Bugün Chicago’da bağımsız olarak kurduğum şirketimde mineraller ve süstaşları üzerine bilirkişi ve danışmanlık hizmetleri ve gemoloji eğitimi veriyorum.

Türkiye mücevher sektörü ve dünyada yeri hakkında neler söylemek istersiniz?
Ülkemizde üretilen mücevherlerin estetik ve kalite açısından ne kadar güçlü olduğunu zaten biliyoruz. Dünyaca tanınan çok başarılı tasarımcılarımız, ustalarımız var. Özellikle uluslararası fuarlarda stand açan üretici firmalarımızın sadık müşterileri olduğunu görmek gerçekten gurur verici. Ama, işin bir de pek konuşulmayan tarafı var. Türkiye’ye turizm amacıyla gelen ve burada mücevher satın alan bir kesim var ki, maalesef çoğu zaman yanlış yönlendiriliyor. Bu sadece Amerikalı tüketiciler için geçerli değil; dünyanın pek çok yerinden gelen turistler benzer durumlarla karşılaşıyor. Değerinin çok üzerinde fiyatlandırılmış takılar… yanlış tanımlanmış süstaşları… hatta sentetik veya cam içerdiği halde doğal taş gibi satılan ürünler. Ne yazık ki birçok turist bu şekilde kandırılıyor. Üstelik çoğu zaman bu durum turist kendi ülkesine döndükten sonra ortaya çıkıyor. Ama, o noktadan sonra yapılabilecek çok fazla bir şey kalmıyor. Sonuçta uluslararası mücevher piyasasında genellikle olumlu bir yere sahip olan Türkiye mücevher sektörü, ülkemize gelen turistlerin bu şekilde mağdur edilmesi nedeniyle itibar kaybediyor. Açık söylemek gerekirse, bu durum beni hem çok üzüyor hem de utandırıyor.

Türkiye mücevher sektörünün sizce artıları ve eksileri nelerdir? 
Bir gemolog olarak daha çok süstaşı piyasası hakkında fikir belirtebilirim; mücevher benim öncelikli uzmanlık alanım değil. Ancak ürünlerimizin büyük bir bölümünde elmas ve renkli taşların kullanıldığını düşünürsek, önceki sorunuza verdiğim yanıta bir şey daha eklemek gerekir: maalesef ciddi bir eğitim eksiğimiz var. Ülkemizde gemoloji eğitimi hala gerektiği düzeyde verilemiyor. Üniversiteler, resmi kurumlar ve özel sektör ekipmana yatırım yapıyor; ama aynı ölçüde kalifiye insan kaynağına yatırım yapılmıyor. Oysa gerçek gelişme; ancak bu ikisi birlikte ilerlediğinde mümkün.

Türkiye, altın takı ve mücevherde dünyada daha çok söz sahibi olması için nelere dikkat etmeli? 
Mücevher konusuna çok girmek istemiyorum; ancak genel olarak bizdeki usta–çırak geleneğinin sürdürülmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu ilişki yalnızca bir meslek öğretme biçimi değil, aynı zamanda bir kültür aktarımıdır. Bu kadar derin bir geçmişe sahip olan bir sektörü yaşatmanın yolu da bence buradan geçiyor. Geleneklerimizi koruyarak; ama aynı zamanda dikkatli ve özenli davranarak bu mirası sürdürmek gerekiyor. Böyle bir sektörün saygınlığını yitirmeden geleceğe taşınması için hepimizin sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Bir gemolog olarak baktığımda ise ne yazık ki  “Yaptım, oldu” anlayışıyla ve dünyada gerçekten neler olup bittiğini yeterince takip etmeden devam ettiğimizi görüyorum. Bu da çok üzücü bir sonuca yol açıyor: son derece güzel tasarımlarla üretilmiş mücevherlerde kullanılan süstaşlarının kimliği ve kalitesi, o ürünlerin gerçek değerini düşürebiliyor. Oysa tasarım ve işçilik açısından son derece güçlü bir sektörümüz var. Eğer gemoloji eğitimi ve doğru taş bilgisi de aynı seviyeye ulaşabilirse, Türkiye mücevher sektörünün uluslararası konumu çok daha güçlü olacaktır.

Değerli ve yarı değerli taşlarla kombine edilen mücevherde sertifikasyon hakkında neler söylemek istersiniz? 
Her şeyden önce “sertifika” değil, “rapor” diyerek başlamak gerekir. Dünyadaki hiçbir saygın gemoloji laboratuvarı ürettiği belgeye sertifika demez; çünkü bunun hukuki açıdan sakıncaları olabilir. Rapor üretmenin de bir prosedürü ve bir etiği vardır. Aslında, mesele yalnızca o belge değil; belgenin nereden geldiği ve kimin imzaladığıdır. Tüketici bu konuda ne kadar bilinçlenirse, sektörün standardı da o kadar yükselir. Ayrıca, bu raporların hangi amaçla üretildiğinin de iyi anlaşılması gerekir. Örneğin; düşük kaliteli bir elmasın raporu var diye değerinin çok üzerinde satılması ciddi bir ticaret etiği problemidir. Özetle, rapordan çok o raporda ne yazdığını anlayan ve müşterisine doğru bilgiyi veren etik işletmelerin varlığı önemlidir. Burada da çoğu zaman yine eğitim barajına takılıyoruz. İkinci bir düzeltme daha yapmak isterim. Modern gemoloji taşları artık “değerli” ve “yarı değerli” olarak sınıflandırmıyor. Teknolojinin ilerlemesi ve yeni süstaşı kaynaklarının keşfedilmesiyle bu ayrım anlamını büyük ölçüde yitirdi. Bugün gemoloji dünyasında genellikle elmaslar ve renkli taşlar şeklinde bir ayrım kullanıyoruz.

Türkiye’yi gemoloji laboratuvarları ve sertifikasyon konusunda nasıl buluyorsunuz? 
Türkiye’ye düzenli olarak geliyorum ve laboratuvarların gelişimini memnuniyetle izliyorum. İstanbul mücevher piyasasının kalbinde, teknoloji ve bilgi donanımı yüksek laboratuvarların varlığını görmek sevindirici. Aynı şekilde MTA gibi bir kurumun da bünyesindeki gemoloji laboratuvarıyla daha geniş bir kitleye açılmış olması önemli bir gelişme. Burada hem bilimsel hem de piyasaya yönelik çok güzel çalışmalar yapıldığını görüyorum. Dileğim, bu laboratuvarlar üniversitelere yayılırken uluslararası gemoloji diplomalarına sahip kalifiye uzmanların sayısının da artmasıdır.

Mücevher dünyasının önemli konularından biri de Lab Grown. Lab Grown pırlantalarının pazara girişi doğal pırlantayı nasıl etkiliyor? 
Pırlantanın aslında çok da nadir bir süstaşı olmadığını hatırlatarak yanıtlamaya çalışayım. Her şeyden önce “lab grown” gibi yanıltıcı bir isimle bu ürünün tanıtılması son derece yanlış ve ne yazık ki bu yanlış hala devam ediyor. Bunlar laboratuvarlarda değil, büyük fabrikalarda, düşük maliyetle, kilolarca üretilebilen sentetik elmaslardır. Bu teknoloji 1950’lerde endüstriyel kullanım için geliştirildi ve 1980’lerde süstaşı kalitesinde sentetik elmas üretimi başarıldı. İlk 20–25 yıl üretim maliyetleri çok yüksek olduğu için mücevher piyasasında da sık görülmüyordu ve doğal elmas kadar olmasa da pahalı bir üründü. Ancak CVD teknolojisinin düşük maliyeti, süstaşı kalitesinde sentetik elmas üretimini rekor düzeye çıkardı. Bugün sentetik elmas fiyatları, sentetik moissanitten bile daha düşük hâle gelmiş durumda. Agresif satış kampanyalarıyla, sentetik elmasların çok özel laboratuvarlarda üretildiği, geleneksel madenciliğin doğaya zarar verdiği; ama bu malzemenin üretiminin “çevre dostu ve sürdürülebilir” olduğu yönünde bir algı yaratıldı. Böylece tüketici tarafında doğal elmaslara karşı negatif bir tepki oluştu. Buna herkesin ulaşabileceği düşük fiyatlar da eklenince pırlanta piyasası sarsıntılı bir dönem geçirdi. Ancak, artık sular yavaş yavaş duruluyor. Amerika’da doğal pırlanta piyasası son birkaç ayda toparlanma işaretleri göstermeye başladı. Örneğin GIA; artık sentetik pırlantalara detaylı rapor vermiyor, çünkü bu ürün “nadirlik” kavramını tamamen ortadan kaldırdı. Ayrıca, bu malzemenin, lanse edildiği gibi “yeşil” bir ürün olmadığı da çeşitli çalışmalar ve kampanyalarla tüketiciye anlatılmaya başlandı. Sonuçta sentetik elmas da oldukça çekici bir ürün. Her süstaşı gibi o da piyasada kendi yerini bulacaktır. Son dönemde özellikle değerli metallerden çok aksesuar niteliğinde üretilen mücevherlerde güçlü bir alternatif olarak rağbet görüyor. Özetle; artık başlı başına bir problem olmaktan çıktı; ancak kasıtlı olarak doğal pırlanta diye satılırsa, bu yine ciddi bir ticaret etiği sorunu olur.

Kybele Danışmanlık firması olarak müşterilerinize hangi alanlarda hizmet veriyorsunuz? 
Kybele, süstaşları ve koleksiyon değerindeki minerallere bağımsız değer biçilmesi konusunda uzmanlaşmış bir bilirkişilik ve danışmanlık şirketidir. Alım-satım yapmadığım için müşterilerime tamamen tarafsız ve güvenilir bir değerlendirme sunarım. Hazırladığım bu raporlar öncelikle adli davalar olmak üzere sigorta işlemleri, miras planlaması, boşanma, bağış, tasfiye ve yeniden satış gibi pek çok farklı amaç için kullanılabilir. Tüm çalışmalarım, ABD’de bilirkişilik mesleğinin kabul görmüş profesyonel standartlarına uygun olarak yürütülür. Bu konularda eğitim ve sertifika tamamladığım gibi düzenli olarak da güncelleme kurslarına devam ediyorum.

Danışmanlık verdiğiniz firmalar arasında Türkiye’den de firmalar var mı? 
Şimdiye dek Türkiye’den özel bir firma ya da markadan bir talep gelmedi. Ancak, MTA bünyesindeki gemoloji laboratuvarının kuruluş aşamasında bir kaç yıl üst üste personel eğitimi verdim ve hala danışman olarak da bazı projelerde yer alıyorum.

Son olarak aktarmak istediğiniz bir konu var mı? 
Türkiye’de mücevher üreticilerinin ve ilgili kurumların gemoloji eğitiminin önemine gerçekten inanmasını isterim. Bu yalnızca okul ya da laboratuvar açmakla olmaz. Tasarımlarında ve ürünlerinde süstaşı kullanan her firmanın bünyesinde kalifiye bir gemolog bulundurması, sektörün geleceği için bence büyük önem taşıyor.